Giresun'a Geliyor
giresundan

Nedir bu emekliliğin kapsamı, içeriği, yaşam biçimi?

İşçisi ve işsizi, memuru ve mevcudu ile, nedir bu emeklilik anlayışı?

Liberal değerler üzerine kurulu, gelişmekte ve gerek tavsiye, gerekse yumuşak(bürokratik ve ekonomik) ve sert(askeri) güçle teşfik edilmekte olan Dünya Sistemi(kapitalizm) için de bir devletin kontrolünde yaşayan halkın bireylerinin, kamu ya da özel sektör içerisinde belirlenmiş bir çalışma süresini(gününü) dolduranların, senelik bir aylık maaşa denk olucak şekilde emekliliğe kadar biriken ve gününün dolması ile toplu olarak aldığı birikmişi/ikramiyesi ve aylık cüzi bir miktar üzerinden maaşa bağlanması mı?

Ya da

Çalışmamak için çalışmak mı?

Ya da

Sağlık sigortasının bir promosyonu mu?

Ya da

Ne ile ikna edildik, neye inandık, ne için!? neleri kaybettik, kaybediyoruz…

-Bana tuhaf geliyor.

Yaşlılık hastalığına yakalanmış, hatta yaşından dolayı yatalak hale gelmiş insanların geçmişe dönük pişmanlıklarını dinleyin, orada gençken kurduğu hayallerini gerçekleştirememenin üzüntüsü yok, orada o hayaller için vakit ayıramadığı ailesinin, görmezden geldiği değerlerinin keşkeleri var…

Satın almanın cazibesiyle, mevki ve ünsanların verdiği his ve statüko korumacılığın verdiği o hazla oyalanma ya da yerine getirmemiz ve bakmamız gerekenlerin sorumluluğu ile içimizdeki insanı, erdemi öldürüp görmeden, duymadan, söylemeden belirlenmiş rutinlerimize devam etmek mi?

''Anne karnındaki o karanlık içinde yaşanan değişim ve gelişimler,

kan dolaşımının başladığı o ilk kalp atışı,

doğum sonrası akçiğere dolan o ilk nefes''

Stephenson Deneyi

''Bir kafese beş maymun koyarlar. Ortaya bir merdiven ve tepesine de iple bağlı bir salkım muz asarlar. Her bir maymun merdivene çıkıp muza ulaşmak istediğinde dışarıdan üzerlerine soğuk su sıkarlar…

Her maymun aynı denemeye giriştiğinde buz gibi soğuk su ile ıslatılırlar. Bütün maymunlar bu denemeler sonunda ıslanmayı tecrübe etmiş olurlar. Bir süre sonra muzlara hareketlenen maymunlar diğerleri tarafından engellenmeye başlanır.

Suyu kapatıp maymunlardan biri dışarı alınıp yerine yeni bir maymun konur. Yeni maymunun ilk yaptığı iş muzlara ulaşmak için merdivene tırmanmak olur. Fakat diğer dört maymun buna izin vermez ve yeni maymunu döverler.

Daha sonra ıslanmış maymunlardan biri daha kafesten alınır ve yerine yeni bir maymun konur. Ve merdivene ilk yaptığı atakta dayak yer. Bu ikinci yeni maymunu en şiddetli ve istekli döven ilk yeni maymundur.

Islak maymunlardan üçüncüsü de değiştirilir. Üçüncü yeni gelen maymunda ilk atağında cezalandırılır. İlk gelen iki maymunun yeni geleni niye dövdükleri konusunda bir fikirleri yoktur ama dövmektedirler.

Son olarak da kafesteki ıslanan son maymun olan dördüncü ve beşinci de değiştirilir. Tepelerinde bir salkım muz asılı olduğu halde artık hiçbir maymun merdivene yaklaşıp muzları almak için hamle yapamamaktadır.''

İnsanlığa öğretilmiş, öğrenilmiş, benimsenilmiş; doğru bildiğimiz yanlışlar, bizlere söylenmiş yalanlar var.

Haa şu emeklilik! Yaşlandığımız zaman kimseye muhtaç olmamamız ve el açıp kimseden yardım istemememiz; çalışmak zorunda olunduğumuz için ihmal ettiğimiz ailemizin ve çocuklarımızın(yeni özneler, devam eden düzen/sistem), yaşlandığımız da bizi bak/a/mamaları durumunda, orta kalite de bir huzur/bakım evine ödememiz/aktarmamız gereken aylık ücretin karşılığı…

Yurt içi ve dışı iki emekli aylığı olan ya da yüksek bir emekli maaşı alan bir insanın hayatına baktığınız da neredeyse bütün çekirdek ve geniş ailesini, yeri geliyor akrabalarını etrafında görebilirsiniz. Çünkü insanların hayatlarına dokunabilir, yaşının vermiş olduğu ağırlığı ve söz hakkını, hayatlarına/ekonomik sorunlarına çözüm sağlayarak, onlara öncülük eder. Onlar için kanaat önderi olur ve hayatlarındaki doğru ve yanlışı(istisnai konular dışında) belirleyici olurlar.

Peki

Mevcut askeri ücretin altında emekli aylığı olanlar… Gerçekçi olmalıyız, kimleri neye, ne için terkediyoruz..! Yürürken veya hareket halinde iken mağazalara değil, etrafımıza, insanların yüzlerine bakmalıyız; cesaretse gereken cesur olmalı ve popüler düşüncenin hakim olmadığı, o işlek olan caddenin bir arka caddesinde yürümeliyiz, oraları görmeli ve bilmeliyiz.

Aslında biz oradakileriz, orasıyız.

DÜNYA: Yenilmiş olanların, geride kalanlara fiziksel ve zihinsel varlıklarını kontrol edecek efendiler bıraktığı; kazananların ise soylarına, yenilenlere hükmedecek kanunlar ve sorumluklar bıraktığı günümüz dünyası… Gıda ambargolarının bir silah gibi kullanıldığı; açlığın kıtlıkla değil, insanlar eliyle insanlara uygulandığı, ekonomiyi merkeze alan bir dünya görüşünden, efendileri çıkarabilir misiniz?

İki damla iman yeter…

''…

Bir tüccar mutluluğun gizini öğrenmesi için oğlunu insanların en bilgesinin yanına yollamış.

Delikanlı bir çölde kırk gün yürüdükten sonra, sonunda bir tepenin üzerinde bulunan güzel şatoya varmış. Söz konusu bilge burada yaşıyormuş.

Bir ermişle karşılaşmayı bekleyen bizim kahraman, girdiği salonda hummalı bir manzarayla karşılaşmış.

Tüccarlar girip çıkıyor, insanlar bir köşede sohbet ediyor, bir orkestra tatlı ezgiler çalıyormuş. Dünyanın dört bir yanından gelmiş lezzetli yiyeceklerle dolu bir masa da varmış.

Bilge sırayla bu insanlarla konuşuyormuş ve bizim delikanlı kendi sırasının gelmesi için iki saat beklemek zorunda kalmış.

Delikanlının ziyaret nedenini açıklamasını dikkatle dinlemiş bilge, ama mutluluğun gizini açıklayacak zamanı olmadığını söylemiş ona. Gidip sarayda dolaşmasını, kendisini iki saat sonra görmeye gelmesini salık vermiş.

“Ama, sizden bir ricada bulunacağım,” diye eklemiş, delikanlının eline bir kaşık verip, sonra bu kaşığa iki damla sıvı yağ koymuş. “Sarayı dolaşırken bu kaşığı elinizde tutacak ve yağı dökmeyeceksiniz.”

Delikanlı sarayın merdivenlerini inip çıkmaya başlamış, gözünü kaşıktan ayırmıyormuş. İki saat sonra bilgenin huzuruna çıkmış.

“Güzel” demiş bilge, “Peki, yemek salonumdaki Acem halılarını gördünüz mü? Bahçıvanbaşının yapmak için on yıl çalıştığı bahçeyi gördünüz mü? Kütüphanemdeki güzel parşömenleri fark ettiniz mi?”

Utanan delikanlı hiçbir şey göremediğini itiraf etmek zorunda kalmış. Çünkü bilgenin kendisine verdiği iki damla yağı dökmemeye çabalamış, başka bir şeye dikkat edememiş.

“Öyleyse git, evrenin harikalarını tanı.” demiş ona bilge. “Oturduğu evi tanımadan bir insana güvenemezsin.”

İçi rahatlayan delikanlı kaşığı alıp sarayı gezmeye çıkmış. Bu kez, duvarlara asılmış, tavanları süsleyen sanat yapıtlarına dikkat ediyormuş. Bahçeleri, çevredeki dağları, çiçeklerin güzelliğini, bulundukları yerlere yakışan sanat yapıtlarının zarafetini görmüş.

Bilgenin yanına dönünce, gördüklerini tüm ayrıntılarıyla anlatmış. “Peki sana emanet ettiğim iki damla yağ nerede?” diye sormuş bilge.

Kaşığa bakan delikanlı, iki damla yağın dökülmüş olduğunu görmüş.

“Peki” demiş bunun üzerine bilgeler bilgesi, “Sana verebileceğim tek öğüt var.

Mutluluğun gizi dünyanın tüm harikalarını görmektir, ama kaşıktaki iki damla yağı unutmadan…

…''

Simyacı, Paulo COELHO

Sizler için emeklilik ve emekliler ne ifade ediyor bilmiyorum, bildiğim ise şu:

Aldıkları maaş ile geçinebilecekleri yerlerin, ikamet kayıtlarının olduğu Şehir/İlçe Meydanları, Parkları; Kahvehaneler, Arkadaşlarının iş yerleri, Köyleri olan ya da geçinmek için çalışmaya devam etmesi gereken bu insanlar; bizim binlerce yıllık yaşayan kültürel birikimiz, milli reflekslerimiz, bizleri biz yapan yaşayan değerlerimiz…

Eğer kendimiz, ailemiz, milletimiz, dünya ve değerlerimiz için bir gelecek hayal ediyorsak, her insanın kaçınılmazı olan onlara ulaşmadan, gerek kamu kurum ve kuruluşları ile gerekse kendi çaba ve gayretlerimizle onları hayatlarımızda doğru bir yer ve şekilde konumlandırmalıyız…

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

yükleniyor
yukarı çık